İSG Kurumsal Logo

Facia, 'geliyorum' diyor

Mustafa Ağır

6331 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği bu yıl­larda sistemin oturmasının önündeki en önemli engellerden biri alt yapı sorunudur. Alt yapı derken kastettiğim; gerek akciğer grafileri gerek çeşitli tahlil ve tetkikler. Gü­rültü, toz, kimyasallar gibi hijyen ölçümleri ile elektrik, statik, periyodik bakımlar gibi teknik ölçümler.

Ben bu yazımda sağlık ile ilgili olan akci­ğer filmi, duyma ölçümlemesi(odiometri), nefes ölçürnlemesi(SFT), göz ölçümlemesi, kan, idrar tahlilleri ile ilgili adı kamuoyunda 'mobil sağlık hizmetleri' olarak geçen, yerirı­de hizmet verilmesini amaçlayan ve Sağlık Bakanlığı'nın bir türlü yönetmeliğini çıkar­madığı hatta nisan 2014 de genelge ile genel anlamda mobil sağlık hizmetirıi yasaklandı - ğı alt yapı hizmetinden bahsedeceğim.

4857 sayılı yasa; işçi sayısı 50'nin üze­rinde veya belli tehlike sınıflarında, her yıl akciğer filmirıi zorunlu kılıyordu. 6331 sayı­lı yasa özellikle bir şeyin altını net çiziyor, meslek hastalığı. İşte tam bu yüzden işyeri hekimine, işirı tehlike sınıfına göre en az 1, 3, 5 yıllık sağlık raporları yenileme zorun­luluğu getiriyor ama tetkik akciğer filmi, Odio, ve SFT zorunluluğu getirmiyor. Bun­ları doktorun irıisiyatifine bırakıyor. Aynı iş­yerinde çalışanlar genelde aynı ortamlarda çalıştıklarından akciğer filmi gerekirse tüm fabrikaya çekiliyor. Problem tamda bundan sonra başlıyor. İş veren ne yapacak, işçi ne yapacak, işyeri hekimi bu işi nasıl yapa­cak? Tablo aynen şöyle gelişiyor: Koca fab­rika herhangi bir özel hastanenirı kapısında kuyruk oluyor. İş gücü kaybımı dersirı, fab­rikanın çalışmamasına mı üzülürsün, has­tanenirı yüküne mi, genellikle SGK'ya fatura edilmesirıe mi yanarsın? İşte bu yüzden mobil sağlık tarama araçları bizim için çok gereklidir.

Mobil sağlık araçları özellikle sağlıkta dö­nüşüm adı altında sağlığın özelleştirilmesi programı sırasında oluşan vahşi rekabet şartlarında, göz ameliyatı bile yapılan mobil ameliyathaneler şeklinde kullanıldı. İş abar -tılıp, varoluş amacının dışına çıkınca doğal olarak komplikasyonlar meydana geldi. Sağlık Bakanlığı bunun üzerirıe 2014 Nisan ayında mobil sağlık araçlarını yasakladı. Ta­mam bunu kabul ettik ama mobil sağlık, içi çok çeşitli hizmet alanları ile dolu bir olgu. Dolayısıyla mobil operasyon araçlarını ya­saklamak başka bir şey, mobil sağlık tarama araçlarını yasaklamak başka bir şey. Sağlık Bakanlığı bu konuda bir yönetmelik çıkarıp düzenleme yapacağına bürokratların doldu­ruşuna gelip kolay yolu seçti ve yasakladı. Geçen yıl Ulusal İş Sağlığı Konseyi'nde alı­nan karar gereği, Sağlık Bakanlığı temsilci­sine bu konuda görev verilmesine rağmen yaklaşık 1,5 yıldır herhangi bir gelişme ol­mamıştır ya da biz duymadık. Tüm bunlar, piyasanın 'no-name' diye adlandırılan bir sürü isimsiz mobil sağlık araçları ile dolma­sına yol açtı. Üstelik bu araçlar, TAEK'ten herhangi bir sızdırmazlık belgesi almadan etrafa radyasyon saçarak ehil olmayan ki­şilerce kullanılmaktadır. Hiç bir denetim ya­pılmayan bu isimsiz mayınlar, ortalıkta cirit atarken, ilgililer; gözlerini, kulaklarını hatta vicdanlarını kapatmış durumda. Bu yasadı­şı oluşuma, nereye kadar göz yumulacak, iş nereye kadar gidecek bunu da süreçte gö­receğiz. Benim gördüğüm facia geliyorum diyor. Bir şeylerin düzeltilmesi için illa ki bir facia mı olması gerekiyor?

Peki soruyorum size! Neyiz biz, muz cum­huriyetimi? Sağlık Bakanlığı bürokratlarını göreve davet ediyorum. Hiç zaman kaybe­dilmeden, alanda çalışan kurumlar da süre­cin içirıe katılarak yönetmelik çıkarılmalıdır. Böylece denetim hakkı da doğacağından daha sağlıklı ve itiraz edilemeyecek kadar düzenli çalışan mobil sağlık tarama araçları olur. Bu alanda çalışan kurumlar belki de bu sayede sürdürülebilir fiyatlarla çalışabilirler. Çalışma Bakanlığı tarafından bakıldığında ise iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili böylesirıe köklü değişikliklere gidildiği bu günlerde böyle basit konularla gerek yasanın gerekse çalışma yaşamının önü tıkanmamalıdır.

Tüm Dergi için lütfen buraya tıklayınız.